Boardwalk Empire (2010)
Film Özeti
“Boardwalk Empire”, 1920’lerin Amerika’sında, Kansas’taki bir içki yasağı dönemine ışık tutuyor. Şimdi düşün, şarap ve viskinin yasak olduğu bir dünyada, suçlu zihinlerin nasıl işlediğini. Dizi, Atlantic City’nin göz alıcı uzun kumsalında geçen bir hikaye sunuyor. Ama bu sadece güzel plaj görüntülerinden ibaret değil. Caddelerin arka sokaklarında, gangsterlerle politikacılar arasında süregelen, karmaşık ilişkilerin ağına dalıyoruz.
Steve Buscemi’nin canlandırdığı Nucky Thompson karakteri, tam da bu ortamda büyüyor. O, bir yandan şehirdeki suç hayatını yönetirken, diğer yandan politikacılara da hükmediyor. Of ya, Nucky’nin yarı karanlık dünyasında dönüp durmak zor, zira bir yandan dostları, diğer yandan düşmanlarıyla sarmalanmış. Kelly Macdonald, onun yanında müthiş bir yan karakter olarak karşımıza çıkıyor; her zaman dikkatli, asla unutulmaması gereken biri.
Yani, izlerken “Bu ne ya?” diye düşündüren sahnelerle dolu. Martin Scorsese’nin ustalığı, dizinin ilk bölümlerinde kendini hissettiriyor. O sahnelerdeki atmosfer, müzikler, o dönemden gelen özel iklim, hepsi birleşince adeta bir deneyim oluyor. Gerçekten de izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsun…
Hikaye sadece hırs ve para üzerine değil, aynı zamanda insanların duygusal karmaşası üzerine de. Michael Shannon’un canlandırdığı -ve benim en sevdiğim karakterlerden biri- Van Alden, bu dünyada kaybolmuş bir idealist olarak karşımıza çıkıyor. O da ne, zamanla karanlıklara sürükleniyor…
Sonuçta, “Boardwalk Empire” sadece bir dizi değil; zamanın ruhunu, insani zaafları ve karanlık ilişkileri derinlemesine anlatan bir sanat eseri. Eğer henüz izlemediysen, harbiden çok şey kaçırıyorsun. Haydi, Atlantic City’yi keşfetmeye hazır ol!…
Yorumlar