Lolita (1962)
Film Özeti
İlk bakışta, “Lolita” adı bir masumiyet sembolü gibi dursa da, Stanley Kubrick’in 1962 yapımı bu filmi, albenisiyle karanlık bir derinliğe sahip. New Hampshire’in sakin kasabasında, Humbert Humbert (James Mason) adında bir adam, kendisini öylesine karmaşık bir aşk hikayesinin içine atar ki… Yaşadığı duygular, onu masum bir çocukla, Charlotte Haze’in (Shelley Winters) büyüleyici kızı Lolita (Sue Lyon) üzerinden esrarengiz bir yola sürükler. Keşke her şey bu kadar basit olsaydı. Humbert’in planı, Charlotte ile evlenmek ve böylece Lolita’ya daha yakın olmak… İşte tüm bu tutku ve çelişkiler, filmin nabzını oluşturuyor.
Kubrick, Nabokov’un romanını ustaca aktarırken, izleyicileri cinselliğin karanlık, bazen de rahatsız edici ve karmaşık hallerine davet ediyor. Her sahnede, Humbert’in içsel çatışmaları ve saplantıları, seyirciyi derinden etkiliyor. Açıkça söylemek gerekirse, Kubrick, izleyiciye rahatsız edici bir ayna tutuyor; kendimizi sorgulamamıza sebep oluyor… Yani “Lolita” sadece bir aşk hikayesi değil; aşkın dönüştüğü saplantılı bir yolculuk.
Filmdeki her karakter, başlı başına derinlikli bir sorgulama sunuyor. Gary Cockrell ve Jerry Stovin’in yan rollerinin gücü, ana hikayenin gerilimini arttırıyor. “Lolita”yı izledikten sonra, abartısız söyleyeyim, aklınızdan çıkarabilmeniz neredeyse imkansız… Kubrick’in anlatım tarzı, dönemin cinsellik anlayışına meydan okuyor, izleyiciyi rahatsız etmekten çekinmiyor. Of ya, bir filmin bu kadar derin olabilmesi gerçekten şaşırtıcı. Tam anlamıyla sinemanın bir başyapıtı olarak, “Lolita”, hem bir klasik hem de tartışmalı bir eser olarak sinema tarihindeki yerini alıyor.
Yorumlar