Akıl Defteri (2000)
Film Özeti
Leonard Shelby, görünüşte pırıl pırıl bir hayat süren bir adamdır. Üzerinde pahalı takım elbiseleri, park halindeki yeni model Jaguar’ı ve göz alıcı bir iş adamı duruşuyla karşımıza çıkar. Fakat, Leonard’ın hayatı herkesin düşündüğü gibi değil. Onun asıl mücadelesi, kaybettiği şeylerin peşindedir. Of ya, bir başına, hafızasıyla baş edemeyen Leonard, karısının yaşadığı dehşet verici olayın intikamını almak için savaşıyor. Kim olduğunu ve neden bu yolda olduğunu hatırlamak için her seferinde taze bir mücadeleye girişmek zorunda…
Christopher Nolan’ın yönettiği “Akıl Defteri” (Memento), geçmişteki mağduriyeti ve intikam hırsıyla dolu bir Adam karakterini izleyicilere öyle bir sunuyor ki, sona kadar pusuya yatmış bir gerilim içinde kalmak kaçınılmaz. Leonard’ın hafıza kaybı, her 15 dakikada tüm güçlerini kaybetmesi, onu avcıdan çok bir av haline getiriyor. Niye mi? Çünkü intikam almak için sadece anlık ipuçlarına güvenmek zorunda…
Kendini kaybetmiş bir adam, geçmişinin yüklerini taşıyarak, bir cinayet soruşturmasının içinde kayboluyor. Bahsettiğim gibi, o artık normal bir hayat süremiyor; bilinçaltındaki karanlık saklı kalmış anılarıyla yüzleşmek zorunda… Tüm bu karmaşa içinde, izleyiciye sunulan katman katman düşünceler, izlemeyi daha da büyüleyici hale getiriyor. Her şey bir araya geldiğinde, kendinizi bir suç draması ve psikolojik bir yolculuğun ortasında buluyorsunuz. Harbiden, gözlerinizi ekrandan ayıramıyorsunuz.
“Akıl Defteri” sadece bir film değil; izleyenin zihninde sır gibi kalacak bir deneyim. Leonard’ın hikayesi, her sahnede birkaç adım geriye ve birkaç adım ileriye giden bir labirent gibi… Ve sonunda, sıklıkla kafamızda dönüp duracak sorular bırakıyor. Hatırlamak için paralarla kaplı bir zincirin içindeyiz; umut ve umutsuzluk arasında gidip gelen bir yolculuk…
Yorumlar