Alias Grace (2017)
Film Özeti
19. yüzyıl Kanadası… Bir zamanlar huzurlu geçen günler, yani o eski günler tam anlamıyla geride kalmış. Karanlık sırlarla dolu bir cinayet ve bir kadının hayatı… “Alias Grace”, yönetmen Mary Harron’ın yetenekli dokunuşuyla, Margaret Atwood’un ödüllü romanından sinemaya taşınıyor. Harbiden ilgi çekici bir iş çıkmış, onu belirtmekte fayda var.
Sarah Gadon’un hayat verdiği Grace Marks, cinayetle suçlanan genç bir kadın. O kadar masum, o kadar kaybolmuş ki… Üzerine düşen suçlamalar ve aklını yitiren bir ruh haliyle bir arada. Elbette her şey onun tarafında değil. Bir psikiyatrist (Edward Holcroft) onu muayene ediyor. Acaba bu kadının bozuk akli dengesi, affedilmesini sağlayacak mı? Vallahi bu soru, izleyiciyi ikinci bölümde bile düşündürmeye devam ediyor.
Dizinin her köşesinde bir gerilim ve merak unsuru var. İzlerken konuşulan her cümle, akla takılan her ifadeye dikkat edin… Çünkü her biri, seyirciyi daha derin bir bulmacaya sürüklüyor. Of ya, bu kadar insan ruhunu incelemek, kabullenip kabullenmemek kolay mı?
Rebecca Liddiard, Zachary Levi ve Kerr Logan gibi isimlerin de katkısıyla, “Alias Grace” kendine özgü bir atmosfer yaratıyor. Arka planda çalan müzikler, dönemin ruhunu atıyor insanın içine. Bir yandan karakterlerin karmaşası içinde kayboluyorsunuz, diğer yandan akıl sağlığının sınırlarını sorguluyorsunuz. Gerçekten de sıradan bir cinayet davası gibi görünen bu mesele, aslında çok daha fazlasını barındırıyor…
Izleyici, Grace’in hikayesinin derinliklerine daldıkça, onun içsel savaşına tanıklık ediyor. Hani duygusal bir yolculuk var ya, işte tam o nokta… Bu dram, izlemek isteyenlere, sadece bir film değil, bir ruh ve zihin savaşı sunuyor. Ne dersin, sen de bu serüvene katılmaya hazır mısın?
Yorumlar