Göze Göz (1996)
Film Özeti
İçinde derin acıların, kayıpların ve intikamın dolu olduğu “Göze Göz” filmi, izleyiciyi kendine çekmeyi başarırken, yönetmen John Schlesinger’ın ustalığını bir kez daha gözler önüne seriyor. İki kez Oscar ödüllü Sally Field, harbiden muazzam bir performansla, Karen McCann karakteriyle karşımıza çıkıyor; sıradan hayatını bir gecede altüst eden bir olayın ortasında buluyor kendini. İşte burada, hayatta kalmanın, mücadele etmenin ve adalet arayışının ne demek olduğunu hissettiriyor.
Olaylar, Karen’ın 17 yaşındaki kızının bir akşam evinde bir yabancı tarafından acımasızca öldürülmesiyle patlak veriyor. Tamamen sarsıntıya uğramış bir yaşam… Ve katil yakalanıp, bir yasal boşluktan faydalanarak serbest bırakıldığında, bu durum Karen’ı öfke ve çaresizlik içinde bırakıyor. Düşünsene, yürek burkan bir kayıp sonrası adaletin bu kadar kaybolduğunu görmek… Of ya, gerçekten zor bir durum.
Film gerilim unsurlarıyla dolu. Her an, Karen’ın ruhundaki çatışmalar ve intikam arayışı, izleyiciyi sıradan bir izleyici olmaktan zorla çıkarıp, olayların içine çekiyor. Katilin bir başka cinayet işleyip yine serbest bırakılması, Karen’ı daha da bir kararlılıkla harekete geçiriyor. Kendi adaletini sağlamak için neler yapabileceğine dair sorular aklımızda yankılanıyor. Gerçekten… Kim bilir insanın denge sınırları nerede başlıyor?
Sally Field’ın yanı sıra Kiefer Sutherland ve Ed Harris gibi isimlerin performansları da göz dolduruyor. Kiefer, Karen’ın yaşadığı kabusun unsurlarını derinlemesine işleyerek, ona katılmak için izleyicinin kalbinde bir yer edinmeyi başarıyor. Beverly D’Angelo ve Charlayne Woodard’ın rollerine dair eklediği katmanlar, hikayeyi daha da derinleştiriyor. Velhasıl, bu filmde her şey, kaybedilen ruhun peşinden koşmanın ne demek olduğuyla ilgili. Adaletin ne denli ince bir çizgi üzerinde yürüdüğünü insanı kaplayan bir gerilimle hissediyorsunuz. Fakat bu içsel yolculuğun sonu… belki de beklediğimizden daha farklıdır.
Yorumlar