Jackie Brown (1997)
Film Özeti
Bize düşen, hayatla dans eden bir kadın için ön sırada oturmak… “Jackie Brown”, tüm dahil oldukları tabla ortasında, kulak ardı edilemeyecek kadar güçlü bir hikaye sunuyor. Quentin Tarantino’nun usta ellerinde hayat bulan Jackie, sıradan bir hava hostesi olarak görüntü veriyor. Ama öyle değil… Aslında, hayatının sonlarına yaklaşan bu hostes, kendini bir silah kaçakçısının oyunlarının içinde buluyor. Of ya, Jackie’nin gerçekten üçüncü sınıf bir havayolunda çalışarak geçimini sağlamak zorunda kalması, insanı düşündürüyor. İyi ki de öyle… Hayatta kalmaya çalışırken, ikili oyunların tam içinde kayboluyor.
Burası Amerika ve burada her şey çok fazla karışık. Hava hostesimiz, Ordell adındaki o karanlık geçmişe sahip silah kaçakçısı için adeta bir taşeron gibi çalışıyor. Ama arada polis de devrede ve herkes Jackie’nin bir adım önde olup olmadığını sorgularken, bir yarım milyon dolarının peşine düşen herkesin neler yapabileceğini düşünmek zorundayız. Cidden, bu hikaye tam bir gerilim ve aksiyon harmanı. Tarantino’nun çok sevdiği 70’ler estetiğini doğru bir biçimde yansıtması da cabası. Pam Grier, adeta bu karakter için yaratılmış. Orasında, burasında sadece Jackie Brown olarak yaşamıyor, aynı zamanda “Foxy Brown”ın ruhunu da yeniden canlandırıyor. Vallahi, bu filmdeki duruşu için takdir edilmemesi elde değil.
Samuel L. Jackson, Robert De Niro ve Bridget Fonda gibi müthiş bir oyuncu kadrosu ile birleşince, en umulmadık anlarda en büyük heyecanları yaşayabileceğin bir yapım çıkıyor ortaya. Tarantino’nun, hikayesinde yarattığı derin karakterler ve onların arasındaki ilişkiler… Tam olarak işte bu noktada, Jackie’nin oyununun nasıl bir patinaj yaptığını gözlemlemek, adeta bir zevke dönüşüyor. Seyirciye sadece bir film izlettirmekle kalmıyor, Jackie’nin hayat yolculuğu üzerinden kendi iç yolculuğunu da yaşatıyor. Kısacası, “Jackie Brown” sadece bir suç ve dram değil, aynı zamanda bir kadının kendi hayatını yeniden belirleme çabası… Ve bu çaba, son derece etkileyici!
Yorumlar