Öp Beni Öldüresiye (1955)
Film Özeti
Öp Beni Öldüresiye (1955), Robert Aldrich’ın ustalıkla yönettiği bir film. Aslında başından sonuna kadar bir kâbus gibi; insanı içine çekiyor ve bir an olsun bırakmıyor. Açılış sahneleri öyle bir gerilim yaratıyor ki, gördüğünüz her detay izleyiciyi korkutuyor. Christina, akıl hastanesinden kaçmış bir kadın, peşindeki kötü adamlardan kaçarken bir taksiye otostop çekiyor. Yani, daha doğrusu, arabaya doğru kendini atıyor. Ne yaptığını tam olarak bilmiyor, ama bir şeylerin döndüğü her halinden belli…
Mike Hammer’a (Ralph Meeker) bu garip kadınla yola çıkmak zorunda kalıyor. Yolda, her olayın ardından bir sır daha beliriyor. Herkes gibi, Hammer da bir şeylerin çok farklı olduğunu hissediyor ama o kadar da dalıp gitmemek lazım, değil mi? Kadını Los Angeles’a kadar bırakmak niyetindeyken, bu kaçışın sonunun pek hayırlı olmayacağını anlayamıyor. Bütün o belayı kafasında uzak tutmaya çalışırken, aslında başına gelmekte olan felaketi hazırlıyor. Bir bakıma, nasıl desek, peşindeki karanlık gölgeler, onları yolun ortasında yakalıyor. Ve burada, Christina aslında bir cinayete kurban gidiyor. Kafasında bir soru, “Neden bu kadar korkuyor?” İşte bu sorunun cevabı, gizem dolu bir kutunun ardında gizli…
Film, noir akımının tüm dinamiklerini ve yüksekliklerini çıkararak izleyiciyi saran bir atmosfer sunuyor. Karanlık, kasvetli, ama bir o kadar da gerçek… “Kiss Me Deadly” doğal olarak en iyi örneklerinden biri oluyor. Duyduğumuz en rahatsız edici nefesler, izleyiciyi nasıl da ekrana yapıştırıyor. Her bölümde bir gerilim var, her sahnede bir belirsizlik… Şu an bile düşününce tüylerim diken diken oluyor. Bu film, “bu neydi şimdi?” diye sormadan geçmek mümkün değil. İzleyince, belki de hayata bakış açınızı değiştirebilir. Harbiden, Christina’nın hikayesi başını ve sonunu bulmak adına aslında tam bir mayın tarlası… Öp Beni Öldüresiye, karanlığa adım atan herkes için bir caydırıcılık gibi geliyor. Şayet hala izlemediyseniz, o kâbusa dalmak için geç kalmayın derim!
Yorumlar