Tutsak (2013)
Film Özeti
Keller Dover, bir baba olarak yaşadığı en karanlık kabusa doğru yola çıkarken, içindeki umudu ve çaresizliği sorgulamak zorunda kalıyor. Altı yaşındaki kızı Anna’nın kaybolması, onu öyle bir çaresizlikle sarmalıyor ki, hücrelerinden fışkıran öfke ve korku, gözlerini karartıyor. Her saat geçerken kaybolan kalp atışlarını hissediyor; panik, hırslı tuzaklar kuruyor. Kim bilir, belki de her baba, çocukları için yapabileceği en kötü şeyin, bir zalim haline gelmek olduğunun farkında…
Anna’nın kaybolduğu gün, sokakta park eden o döküntü karavan, kızı bulmak için atılan adımların ilk ipucuydu. Ama ne yazık ki, Detektif Loki, kanıt yetersizliği nedeniyle şüpheliyi serbest bırakmak zorunda kalıyor. Keller’ın gözlerinde, çaresizlik ve öfkenin yaratacağı bir kıvılcım var. O da neyi göze alacağını biliyor; ancak yolu, adaletin peşinden gitmekle suçlu olmak arasındaki o ince sınırda yürüyor.
“Çocuğumu bulmalıyım!” derken, bir anda hukuk sisteminin yetersizliğiyle yüzleşmek zorunda kalıyor. Kendini kaybetmek, zamana karşı verilen bu mücadelenin en beklenmedik yan etkisi olabilir. Çünkü bir baba, kaybetme korkusuyla hareket ederken neler yapabilir… Neyse ki, drama ve gerilimin buluştuğu bu dünyada, Keller’ın seçtiği yol, onu hem kendisiyle hem de ailesiyle yüzleşme noktasına sürüklüyor.
Evet, belki de en zor soru: Adaleti aramakla suçlu olmak arasındaki o çizgiyi ne zaman geçersin? Tutsak, izleyicisini bu soruyla baş başa bırakırken, distopik bir dünyanın en derin korkularına dokunuyor. Hugh Jackman ve Jake Gyllenhaal’ın muhteşem performanslarıyla gerilimin tavan yaptığı bu filmde, neyin adalet, neyin intikam olduğunu sorgulamak kaçınılmaz. Göz alıcı bir gerilim masalı…
Yorumlar