Uzay Yolcuları (2016)
Film Özeti
Starship Avalon, yıldızların derinliklerinde, zamana ve mekâna meydan okuyan bir gemi olarak karşımıza çıkıyor. 5000’den fazla insanın, Homestead II adındaki uzak bir koloniye ulaşmak için çıktığı 120 yıllık bir serüven… Her yolculukta olduğu gibi burada da bir şeyler yolunda gitmiyor. Sıradan bir gece, Jim Preston (Chris Pratt) için korkutucu bir uyanışa dönüşüyor. Yanındaki kapsülde, ya da daha doğrusu kendi kapsülünün açılma vakti gelmeden önce, Aurora Lane’i (Jennifer Lawrence) keşfediyor. Yaşanan bu talihsiz teknik arıza, iki yalnız insanı bir araya getirirken, aslında kaderin bir oyununa dönüşüyor.
Hayal gücü geniş bir yolculuk, ama tabii ki her şey göründüğü gibi de değil. Jim ve Aurora, uçsuz bucaksız bir uzayda, hem zamanla hem de kendi duygularıyla savaşmak zorunda kalıyorlar. Ortada pek çok soru var; acaba yalnız kalacaklar mı? Başka yolcuları uyandırmaları mümkün mü? Hem bu meseleler, hem de giderek büyüyen bir çekim… Her ikisi de birbirine aşık olmadan yapamıyor. Ama bu durum, yalnızca güzel bir aşk hikayesi değil; aynı zamanda büyük bir çatışmayı da beraberinde getiriyor. Jim, Aurora’nın uykuya dönmeden geride bırakacağından çekinirken, hikaye daha karmaşık bir hal alıyor.
İnsanoğlu ve dış uzay… İki dünyayı bir araya getiren bu serüvende, Morten Tyldum’un ustaca yönetimi ve olağanüstü performanslarıyla desteklenen oyuncu kadrosu, izleyiciyi derin bir duygusal yolculuğa çıkarıyor. Uzayda kaybolmuş hissettiğin anları, ikilinin birbirine olan bağıyla dolup taşarken, dile getirilmemiş duyguların ağırlığını hissediyorsunuz. Gerçekten de, “bir süre yalnız kalmak” ne demek ki? Uzaklık, sadece fiziksel bir durum değil… İkili arasında kurulan bağla, sevginin ve bağlılığın sınırlarını sorgulatan, “Uzay Yolcuları”, her sahnede kalbinizi ısıtacak ve gözlerinizi ekrana kilitleyecek bir film.
Kısacası, hem aşkın hem de insanlığın sınırlarını zorlayan, bilim kurgunun büyüsüne kapılmak istiyorsanız, bu serüven tam size göre… Harbiden kaçırılmamalı!
Yorumlar