Ayla (2017)
Film Özeti
Ayla (2017) filmi, Can Ulkay’ın yönetmenliğinde hayat bulan, gerçek bir dostluk öyküsünü bizlere sunuyor. Güney Kore’nin 1950 yılında Kuzey Kore tarafından saldırıya uğramasıyla başlayan savaş, binlerce insanın hayatını altüst ediyor. Bu karmaşanın içinde, Türk askerimiz Süleyman Astsubay (İsmail Hacıoğlu), savaşın ortasında kaybolmuş bir çocukla karşılaşıyor. Gerçekten de insanlık hali… Annesiz babasız kalan küçük kız, masum bir ışık gibi parlıyor. Süleyman, bu küçük kızı bulduğunda onun yüzünde Ay’a olan benzerliğini görünce ona “Ayla” adını veriyor. Vallahi, duyduğumuz an içimizde bir şeyler kıpırdadı.
Süleyman’ın Ayla’ya olan bağlılığı, savaşın acımasız yüzünde büyürken, izleyici olarak biz de bu sahnelerde duygularımızı kaybetmiyor, tam tersine onların içinde kayboluyoruz. “Yani, bu adam evladını bırakıp gidecek mi?” sorusu kafamızda dönüp duruyor. Süleyman, 15 ay boyunca Ayla’nın bakımını üstleniyor. Aralarında bir bağ kuruluyor, öyle güçlü bir bağ ki, aslında savaşın ne demek olduğunu unutuyoruz. Fakat işler tam yoluna girecekken, Süleyman’ın Türkiye’ye dönme vakti geliyor. İçinde bir çatışma var; Ayla’yı bırakmakla, ona veda etmek arasında kalıyor. Harbiden zor bir durum, değil mi?
Savaş günleri geride kaldığında, yıllar geçiyor, hayat akıyor… Ancak 60 yıl sonra, bu ikili bir araya geliyor. Süleyman ve Ayla’nın yeniden buluşması, izleyicide tarifsiz bir heyecan yaratıyor. Yıllar, mesafeler, çeşitli zorluklar… Ama dostluk asla unutulmuyor. “Of ya, hayat işte böyle bir şey!” dedirtir cinsten bir hikaye. Özce, Ayla filmi bize sadece bir savaş filmi değil, dostluğun ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Unutmayın ki, bazen en zor zamanlarda bile bir ışık bulmak mümkün…
Yorumlar