Counterpart (2017)
Film Özeti
Berlin’de, Birleşmiş Milletler’in karanlık ve gizem dolu bir merkezinde, sıradan bir hayat yaşayan Howard Silk, her şeyin ötesinde bir gizemi keşfeder: Paralel bir geçit… Kulağa sıkıcı gelebilir, biliyorum ama vallahi öyle değil, bu sıradan adamın hayatı aniden karmaşık bir casusluk hikayesine dönüşüyor. Yönetmen Stephen Williams ile Morten Tyldum’un elinden çıkan “Counterpart”, tam bir kafayı kaldırıp “Bu ne lan?” dedirtecek bir yapım.
Imagine et, senin bir kopyan var; bambaşka bir hayatı, bambaşka seçimleriyle yaşayan bir sen. İşte Howard, bu ikili dünya arasında gidip gelen bir doğrulukla yüzleşiyor. Üstelik, bu geçit yalnızca onun kaderini değil, iki paralel evrenin savaşını da şekillendiriyor. Harbiden, olaylar sarmal bir hal alırken gerilim de tavan yapıyor. Orada bir yerde Howard’ın hayatı, kendi kendine kurduğu bu karışıklıkla yüzleşmeye başlıyor. Zaman ilerledikçe, iyiler ve kötüler arasında fark kalmıyor.
Dizideki performanslar da oldukça sıradışı. J.K. Simmons’ın Howard olarak gösterdiği derin duygusallık, bizi tam kalbimizden yakalıyor. Karakterin karmaşası, hem şaşkınlık verici hem de bir o kadar içten. Kendi iç yolculuğunda, sadece kendi kopyasıyla değil, o dünyanın da zevklerini ve acılarını tanımak zorunda kalıyor. Öte yandan, Nazanin Boniadi ve Olivia Williams gibi diğer oyuncular da hikayeye muazzam bir derinlik katıyor.
Her bölüm, izleyiciyi başka bir sarmala sürüklerken biz de merakla “Peki şimdi ne olacak?” diye düşünüyoruz. Kimi zaman rahatça gülümsemek ve iş yerinde kaybolmak isterken, bir diğer anda aklımızdan çıkmayan sorularla dolu bir düşünsel labirentin içine sıkışıp kalıyoruz.
Of ya, şu güzellikteki yapımları izlemek, arada sırada insanın kafasında sıradışı senaryolar oluşturmasına yol açıyor. “Counterpart”, hem düşündüren hem de aksiyon dolu sahneleriyle gözleri kamaştırıyor. İki dünya, iki Howard… Tek bir seçim…
Yorumlar