Nuh: Büyük Tufan (2014)
Film Özeti
Kabil’in soyundan gelen insanlık, bir zamanlar bağışlanan iyilikleri unutarak sefaletin koynuna sarmalanmış durumda. Tükenmiş güzellikler, yeryüzünde bir daha asla yaşanmamak üzere kaybolmuş. Bütün bu kaos içinde, insanlık hırsını bir kenara bırakmayı reddediyor. Hırsızlık, cinayet, ve ahlaksızlık… Her şey normalleşmiş adeta! İşte böyle bir ortamda, Nuh rüyasında duyduğu ses, onu büyük bir tehlikenin beklediğini haber veriyor. Vallahi, böyle bir işin içinde olmak istemezdim. Fakat Nuh’un kaderi, hayvanların ve ailesinin kurtuluşunu sağlamak için dev bir gemi inşa etmesini emrediyor. Korkunç tufanın yaklaşmasıyla beraber, insanların kötü niyetleri su yüzüne çıkıyor. Sadık dostlarım, bu filmde hayatta kalmak için her şey mubah mı, işte bunu sorguluyoruz.
Darren Aronofsky’nin “Nuh: Büyük Tufan” isimli bu muazzam eserinde, Russell Crowe’un hayat verdiği Nuh karakteri; sadece bir lider değil, aynı zamanda içindeki kırılgan insanı da yansıtıyor. Jennifer Connelly, Ray Winstone, Anthony Hopkins ve Emma Watson gibi isimlerle renklenen kadro, bu destanı etkileyici bir şekilde gözler önüne seriyor. Gemi inşa edilirken yaşanan karmaşa, merak ve çaresizlikle birleşiyor. Tufan geliyor, insanlar çaresiz… Ama ya Nuh? İçsel savaşıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Harbiden, geminin kapısı açıldığında içeri girenler kim olacak? Hayvanlar mı, şımarık insanlar mı? Bir yudum suya aç insanların zalimliği, Nuh’u kuşatacak mı? Of ya, kim bilir?
Nuh’un öyküsü sadece inanç değil, aynı zamanda insan olmanın ne demek olduğu üzerine de derin bir sorgulama getiriyor. Dram, aksiyon ve belgesel ögeleriyle örülü bu yapım, seyirciyi yer yer düşündürüyor, yer yer de aksiyonun içine alıyor. Tufanın gelmesiyle geçen zamanın hızlanması, gerilimi arttırırken; ailelerin ve hayvanların kaderi birbirine dolanıyor. Sonuçta, hayatta kalmak için nasıl bir bedel ödenecek? Hayvanlar ve insanlar arasındaki sınırlar silikleşirken, geriye sadece umut kalıyor…
Yorumlar