Siccīn 8 (2025)
Film Özeti
Fatih’in hayatı, ailesinin bir arada olduğu o huzurlu günlerin gölgesinde başlar. Ancak, karısı Berna’nın ısrarlarıyla annesi Gönül’ü huzurevine yerleştirdikten sonra her şey sıradışı bir hal almaya başlar. Vallahi, işte tam burada o bildik huzur, ağırdan ağırdan kaybolmaya başlıyor… Gönül’ün evde olmaması, Fatih’in içindeki savaşın da fitilini ateşliyor. Karanlık, sessizliğiyle birlikte evin dört bir yanını sarmalarken, sıradışı olaylar yaşanmaya başlıyor. Yani, öyle bir şey ki; kendinizi bir filmde gibi hissediyorsunuz…
Alper Mestçi’nin yönetmen koltuğunda oturduğu “Siccīn 8”, izleyiciyi adeta bir gerilim yolculuğuna çıkartıyor. Mana Alkoy’un başarılı performansıyla Fatih’in vicdan azabı tüm gerçekliğiyle karşınıza çıkıyor. Hani bazen içinizde bir şeylerin ağırlaştığını hissedersiniz ya, işte Fatih’in yaşadığı da tam olarak böyle bir şey. Huzurevindeki hayatın, düşündüğünden daha karanlık bir yanı var. Annesi geri döndüğünde, yaşadığı huzursuz ortam, sorular ve muamma dolu bir dünyaya kapı aralıyor…
Melike Balçık ve Ece Baykal’ın da yer aldığı kadro, bu gerilim dolu öyküye damga vurmayı başarıyor. İzleyiciler, her köşeden sinyallerle dolu olan bu evin içinde kaybolurken, gün geçtikçe Fatih’in vicdanı da onu içten içe yiyip bitiriyor. Harbiden, aklında dönen sorularla birlikte; o evde, gerçek ile hayal arasında gidip gelen bir yolculuk başlıyor. O ruh halini hissetmek yerinde bir deneyim…
Annelerin sevgi dolu kollarından kopmak ne demek? Fatih bu sorunun cevabını ararken, annesi geri dönmekle kalmıyor; aynı zamanda karanlıkların içinde kaybolmuş o hikayeye de dahil oluyor. İzleyiciler, bu içsel çatışmanın ve melodramatik anların büyüsüne kapılıp giderken, “Siccīn 8”in tam anlamıyla bir baş yapıt olduğunu anlaması uzun sürmeyecek.
Yorumlar